Abhazya Cumhuriyeti izleri

Abhazya Cumhuriyeti izleri içeriğine bir söylenti ile başlıyoruz, efsaneye göre Tanrı ırkları yarattığında onları bir araya toplamış onlara Ülker vermiş, Abazalar toplantıya geç kalmışlar koşa koşa gelmişler ki kendilerine yer kalmamış. Tanrı Abazalara neredeydiniz diye sorduğunda misafirimiz vardı onları uğurlarken geç kaldık affet tanrım demişler. Tanrı o zaman size Dünya’nın en güzel yerini veriyorum gidin ve kıyamete kadar orada yaşayın diye buyurmuş. Dünyanın en güzel coğrafyalarından biri olan Abhazya, abhaza halkına böylece verilmiş.

Her ne kadar milattan önce 4.000 yıllarına dayansa da Abhazya’nın tarihi, efsanenin oluşturduğu tarih bilinci insanlığın yaratılması kadar eskiye dayanıyor.

Bu güzel Ülkenin başkenti Sohum’dan başlıyoruz yolculuğumuza. Karadeniz havzasında yaşayan kültürlerin, uygarlıkların önemli bir halkasını teşkil eden Abhazya Cumhuriyeti efsane ve arkeoloji bir yana doğanın bütün zenginliğini sergilediği bir Ülke.

Kent binaları ile caddeleri ile Tunçtan ve mermerden heykelleri ile her ne kadar Doğu bloğu izlerini taşısa da doğanın baskın dili demir perdenin soğukluğunu kendisi gibi yumuşatmış ve insani kılmıştır.

Başkentte ki botanik bahçesinin zenginliğine bakmayın lütfen Sohum ve Abhazya başlı başına bir Botanik bahçesini andırıyor.

Göğe yükselen yüzyıllık ağaçların dalları da örtüştürüyor Abhazya efsanesi ile. Dünyanın diğer başkentleri gürültüden, insanı küçülten binalardan, kalkınmanın ve gelişmenin hayatı monoton ve aceleci kılan sahte yüzünden, özetle doğal olamamaktan yakınırken Sohum ,tanpınarın Bursa için söylediği: Su sesi ve kanat şıkırtısından billur bir avize Bursa’da zaman dizelerinde ki imrenilesi hayatı sürdürüyor.

Sohum’u ardımızda bırakıp nicelere çıkıyoruz, eşsiz güzelliklerin tanıklığı ile yol alıyoruz zirveye doğru uzansak dokunacağımız kadar yakın olan bulutlar ve yeşilin her tonu da el sallıyor biz ilerlerken.

Doğanın harika kuytularından, vadilerinden, geçitlerinden dolanıp bu uzak köyümüzün kapılarını çalıyoruz. Köyde doğa ile birlikte yaratılmış intiba uyandırıyor ilk bakışta, evler ağaçlarla beraber yerden bitmiş gibi. Biraz sonra bize köyünü anlatacak amca nerdeyse çayelinden öteye gidelim yâli yali türküsünü söyleyecekmiş gibi bizden ve Karadenizli.

Aleksey Haytoviç Gumba

Aleksey Haytoviç Gumba’dan izler, Bizim köyümüz çok zengin bir köy idi, tahminen 600, 700 bahçe vardı. Burada eskiden çay bitkisini de yetiştiriyorlardı ve insanlar orada çalışıyordu, oğün ile bugün arasında ki paranın değeri de çok farklı,  o dönemde her aile kendi elleri ile çay yapraklarını toplayarak fabrikaya teslim ederdi ve biz böyle ekmeğimizi kazanırdık.

Köyümüz dediğim gibi zengindir ve burada ki İnsanlar çok iyidirler, onlar çok misafirperverler, misafir geldiğinde çok zengin bir sofra hazırlarlar ve gelen misafirleri ekmek ve tuz ile karşılıyorlar insanlarımız çok alçakgönüllüdür. Hayat standartımız da kötü değil, benim etrafımda tahminen 32 tane bahçe var onlarda bizim meslektaşlarımız herkes birbirine çok saygılıdır, birbirimizi sık sık ziyaret ederiz, 500, 600 kişi toplanarak düğünlerimizi yaparız. Bir İnsan vefat ettiğinde de herkes o aileye saygı duyarak başsağlığı diler. Sizin oralarda nasıl bilmiyorum ama burada cenazeden sonra insanlar 40 gün taziyeye gelir, 50 gün geçtikten sonrada bir tören yapıyoruz, sonra her yıl ölüm yıldönümü yapıyoruz. Bize eski dönemlerde atalarımız eğer komşular birbirleri ile kavga ediyorlarsa yada birbirleri ile kırgınlarsa buna çok hoş bakmıyorlardı, o komuşular birbirleri ile barışana kadar ekmek ve tuz yemiyorlardı eğer gerçeği söylemek gerekirse o eski gelenekler şimdi pek hatırlanmıyor.

Fındık ve çay bu Ülkenin alameti farikası gibi görünse de köyde Allah’ın verdiği nimetler adına her şey tekmili birden mevcut. Fındığı kızlar toplayacak, Armut dalda sallanacak kız ise bahçede. Zeytinden mandalinaya, elmadan Trabzon hurmasına her meyve sadece bu köyün değil ülkenin ve bölgede yaşayan insanların ağızlarını tatlandıracak.

inceizler.com sizi düşünmekte